ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Münih Güvenlik Konferansı’nda yaptığı konuşmayla “yeni bir Batı yüzyılı” vizyonunu ortaya koyarken, Avrupa’nın stratejik yönelimi ve Washington’a bağımlılığı konusundaki tartışmaları yeniden alevlendirdi.

Cumartesi günü konferansın ikinci gününde tüm dikkatler Rubio’nun üzerindeydi. Bayerischer Hof’taki salonda belirgin bir gerginlik hâkimdi. Geçtiğimiz yıl ABD Başkan Yardımcısı JD Vance’in Avrupalı müttefiklere yönelik sert açıklamaları hâlâ hafızalardaydı. Bu nedenle birçok katılımcı, benzer bir gerilim ya da transatlantik ilişkilerde açık bir kırılma mesajı bekliyordu. Ancak tablo farklı gelişti.

Uzlaşmacı Ton, Net Eleştiriler

Rubio konuşmasında Avrupa ile ABD arasındaki bağların kopmayacağını vurguladı:“Kaderimiz sizinkiyle ayrılmaz biçimde bağlantılıdır ve öyle kalacaktır.”

Transatlantik dönemin sona erdiğine dair yorumlara atıf yapan Rubio, Washington’un bu ortaklığı sonlandırma gibi bir hedefi olmadığını belirtti. “Vatanımız Batı Yarımküre’de olabilir, ancak biz her zaman Avrupa’nın çocukları olarak kalacağız” sözleri salonda rahatlama yarattı.

Ancak uzlaşmacı tonun yanında açık eleştiriler de yer aldı. Rubio’ya göre Batı dünyası:

  • Egemenliğini dış kaynaklara devretti,
  • Sanayisizleşme sürecine girdi,
  • Yanlış enerji politikaları izledi,
  • Kontrolsüz göç dalgalarıyla karşı karşıya kaldı.

Rubio, bu sorunların ortak hatalar olduğunu belirterek, “ABD gerekli düzeltmeleri tek başına da yapmaya hazır, ancak bunu Avrupa ile birlikte yapmayı tercih ederiz” dedi.

Uluslararası Kurumlara Eleştiri: “Soyut Paragrafların Arkasına Saklanmayın”

Rubio’nun konuşmasının dikkat çeken bir diğer boyutu, uluslararası kurumlara yönelik eleştirileriydi. Birleşmiş Milletler’in ne Gazze’de ne de Ukrayna’da etkili çözümler üretebildiğini savunan Rubio, “uluslararası hukukun soyut paragraflarının arkasına saklanılmaması gerektiğini” söyledi. Çok taraflı platformların tek başına yeterli olmadığını vurguladı.

Eski Alman Genelkurmay Başkanı Harald Kujat’a göre Avrupa, ABD, Çin ve Rusya’nın şekillendirdiği yeni güç dengesine henüz yeterince uyum sağlayamadı. 1945 sonrası kurulan uluslararası sistem baskı altında ve bu durum Avrupa için hem risk hem de fırsat barındırıyor.

Çin’den Yanıt: Çok Taraflılık Vurgusu

Rubio’nun ardından sahneye çıkan Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi, farklı bir perspektif sundu. Çok taraflılığın güçlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Wang, isim vermeden “güçlünün haklı olduğu” bir düzene dönüş uyarısında bulundu.

Wang Yi, Birleşmiş Milletler’in eksiklerine rağmen mevcut en kapsayıcı küresel araç olduğunu belirtti ve Çin’in “rakip değil ortak” olmak istediğini ifade etti.

Avrupa İçinde Stratejik Ayrışma

Konferansın yüzeyinde transatlantik birlik mesajı öne çıkarken, Avrupa içinde belirgin görüş ayrılıkları dikkat çekti.

Almanya: Washington ile Yakın İş Birliği

Friedrich Merz liderliğindeki Almanya, ABD ile yakın bağların sürdürülmesinden yana bir tutum sergiliyor. Berlin, güvenlik mimarisinde Washington’un rolünü vazgeçilmez görüyor.

Fransa: Stratejik Özerklik Vurgusu

Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ise Avrupa’nın stratejik özerkliğini savunuyor. Fransa, çok kutuplu bir dünyada Avrupa’nın bağımsız hareket kabiliyeti kazanmasını hedefliyor. Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot da Çin dahil tüm büyük aktörlerle diyalogdan yana olduklarını belirtti.

Paris yönetimi ayrıca Birleşmiş Milletler’in reformdan geçmesi gerektiğini savunurken, kurumun tamamen devre dışı bırakılmasına karşı çıkıyor.

İtalya ve İspanya’nın Konumu

İtalya Başbakanı Giorgia Meloni’nin tutumu, Berlin ve Paris arasındaki denge açısından kritik görülüyor. İspanya ise teorik olarak Fransa’ya yakın bir pozisyona sahip olsa da diplomatik ilişkilerde zaman zaman gerilimler yaşanıyor.

Sonuç: Yüzeyde Birlik, Derinde Rekabet

Münih Güvenlik Konferansı’nın ikinci gününün sonunda iki farklı tablo ortaya çıktı:

  • Yüzeyde: Transatlantik birlik mesajları, alkışlar ve diplomatik rahatlama
  • Derinde: Avrupa içinde stratejik ayrışma, çok kutuplu dünya tartışmaları ve ABD’ye bağımlılık sorusu

Rubio’nun konuşması, Avrupa-ABD ilişkilerinde kısa vadeli bir rahatlama sağlasa da, uzun vadeli güç dengesi tartışmalarını daha da görünür hale getirdi.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here