NATO, 7-8 Temmuz’da Ankara’da düzenleyeceği zirvede, Soğuk Savaş’ın sona ermesinden bu yana yaşadığı en kapsamlı yapısal dönüşümü ve müttefikler arasında sorumlulukların yeniden paylaşımını masaya yatıracak. 32 ülke, savunma harcamalarının artırılması, Ukrayna’ya uzun vadeli destek ve ABD ile Avrupa arasındaki yük paylaşımı başlıklarında uzlaşı arayacak.
Toplantı, Türkiye’nin Beştepe Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde yapılacak ve ülkenin 2004’teki İstanbul Zirvesi’nden bu yana Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi’ne ev sahipliği yaptığı ikinci toplantı olacak. Ancak İttifak, Ankara’ya çok daha karmaşık bir jeopolitik ortamda ve transatlantik bağın geleceğine dair iç gerilimler sürerken geliyor.
Gündemi Ukrayna savaşı, Rusya ile bozulan ilişkiler, Orta Doğu’daki istikrarsızlık ve ABD’nin stratejik önceliklerindeki kayma şekillendiriyor.
NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, toplantıyı geçen yıl verilen taahhütlerin somut kararlara dönüştürüleceği bir “uygulama zirvesi” olarak nitelendirdi. Rutte, zirvede sanayi üretimini hızlandırmak amacıyla on milyarlarca dolarlık yeni savunma sözleşmelerinin duyurulacağını açıkladı.
“NATO 3.0” hedefi
Rutte’nin temel hedefi, Avrupa’daki yeniden silahlanma sürecini İttifak çapında kalıcı bir yapısal dönüşüme çevirmek. Washington’daki Atlantic Council’da yaptığı konuşmada, NATO’nun daha fazla ve daha hızlı üretim ile parçalı tedarik zincirlerine bağımlılığı azaltmayı amaçlayan bir “savunma sanayi devrimi”nin ilk adımlarını attığını savundu.
Hedef, mevcut tank, uçak ve füze sayısını artırmanın ötesinde; yapay zeka, otonom sistemler, elektronik harp ve uzay yetenekleri gibi teknolojileri hızla entegre etmek. Bu amaçla Ankara, önde gelen Batılı üreticilerin katılımıyla ortak üretim anlaşmalarını ve yeni yatırımları teşvik edecek bir sanayi forumuna da ev sahipliği yapacak.
İttifak, harcama artışının ancak yüksek yoğunluklu ve uzun süreli bir çatışmayı besleyebilecek üretim kapasitesindeki artışla anlam kazanacağı görüşünde.
En hassas başlık yine savunma harcamaları olacak. 2035’ten önce gayrisafi yurt içi hasılanın yüzde 5’ine ulaşma yönündeki siyasi mutabakatın ardından müttefiklerin çoğu ulusal planlarını hazırlamaya başladı.
Tartışma, Washington’ın baskısıyla ek bir siyasi boyut kazanıyor. ABD Başkanı Donald Trump, Avrupa’nın İttifak’ın askeri yükünün çok daha büyük bölümünü üstlenmesini ve ABD kapasitelerine olan tarihsel bağımlılığını azaltmasını istiyor. Bu yaklaşıma göre Washington, kaynaklarını Çin ile stratejik rekabetin yoğunlaştığı Hint-Pasifik’e yönlendirmek için Avrupa’yı kıtanın konvansiyonel savunmasında sorumluluk almaya zorluyor.
Ukrayna savaşı gündemin merkezinde
Harcama tartışmaları geniş yer tutsa da Ukrayna savaşı İttifak’ın başlıca stratejik sınaması olmayı sürdürüyor. Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenski, müttefik liderlerle bir dizi görüşme yapmak ve yeni siyasi ile askeri destek taahhütleri almak üzere zirveye katılacak.
Rusya’nın işgalinin başlamasından dört yılı aşkın süre sonra NATO, doğu kanadının istikrarının Ukrayna’nın Moskova’nın baskısına direnme kapasitesine bağlı olduğunu savunuyor. Önceliklerse değişti: çatışmanın ilk evresinde silah ve mühimmat tedariki öne çıkarken, dikkat artık askeri yeteneklerin sürdürülebilir akışına, sanayi üretiminin güçlendirilmesine ve Ukrayna kuvvetlerinin uzun vadeli eğitimine kaydı.
Savaşın seyri, müttefiklerin gelecekteki yeteneklerine dahil etmeyi planladığı doktrinler için bir test alanına dönüştü. İnsansız hava araçlarının yaygın kullanımı, yapay zeka entegrasyonu, elektronik harp, uzun menzilli hassas vuruş ve hipersonik tehditlere karşı savunma, liderler zirvesine paralel teknik görüşmelerin başlıca konuları arasında yer alacak.
NATO’nun Avrupalaşması ivme kazanıyor
Zirvede öne çıkacak bir diğer başlık, askeri ağırlık merkezinin kademeli olarak Avrupa’ya kayması olacak. Washington yıllardır Avrupalı müttefiklerin kıta savunmasında daha fazla sorumluluk almasını istiyor; Trump’ın görevine dönüşüyle bu mesaj güçlenerek ABD stratejisinin temel direklerinden biri haline geldi.
ABD yönetimi, Kuzey Atlantik Antlaşması’nın 5. maddesine bağlılığını resmen sorgulamıyor. Ancak askeri, sınai ve teknolojik kaynaklarını Çin tehdidine karşı Hint-Pasifik’te yoğunlaştırırken, Avrupa’nın kendi topraklarındaki konvansiyonel operasyonların büyük bölümünü tek başına yürütmesini şart koşuyor.
Bu değişim, NATO’nun “Avrupalaşması” tartışmasını hızlandırdı. Amaç ayrı bir örgüt kurmak ya da ABD’nin yerini almak değil; daha fazla yatırım, yeni sınai kapasiteler ve Avrupa ordularının operasyonel ağırlığının artırılmasıyla İttifak’ın Avrupa ayağını güçlendirmek. Almanya, Polonya, Baltık ve İskandinav ülkeleri bu çabaya öncülük ederken Fransa, Avrupa Birliği’nin paralel biçimde daha fazla stratejik özerkliğe ilerlemesi gerektiğini savunmayı sürdürüyor.
İran yeni bir gerilim odağı
Önceki zirvelerden farklı olarak bu toplantı, ABD ile İran arasındaki savaştan kaynaklanan son krizin gölgesinde gerçekleşiyor. Trump, aralarında İspanya’nın da bulunduğu çok sayıda Avrupalı müttefiki, ABD operasyonu sırasında siyasi ve askeri destek vermedikleri gerekçesiyle kamuoyu önünde eleştirdi. Bu çıkış, zirveden günler önce transatlantik ilişkilerde yeni bir gerilim yarattı.
NATO çatışmaya kurum olarak taraf olmasa da Washington, ortak güvenlik çıkarlarını koruduğunu öne sürdüğü operasyonda bazı müttefiklerin yeterince destek vermediği görüşünde. Rutte, Trump’la son görüşmelerinde gerilimi hafifletmeye çalışarak İran konusundaki görüş ayrılıklarının İttifak’ın genel uyumunu sorgulatmaması gerektiğini vurguladı ve Avrupalı müttefiklerin son yıllarda askeri çabalarını artırdığını belirtti.
Yine de bu gelişme, Atlantik’in iki yakası arasındaki stratejik ayrışmanın artık yalnızca harcama paylaşımıyla sınırlı kalmadığını, başlıca uluslararası krizlerin yönetimine de yayıldığını ortaya koyuyor.
Önümüzdeki on yılı şekillendirecek zirve
Alınacak somut kararların ötesinde Ankara toplantısı, NATO için yeni bir dönemin başlangıcı olarak anılmaya aday. Soğuk Savaş’ın sona ermesinden bu yana ilk kez İttifak; Ukrayna’ya destek vererek Avrupa’da yüksek yoğunluklu bir savaşı sürdürme, Rusya’nın hızlanan silahlanmasına yanıt verme, ABD’nin ilgisinin Asya’ya kaymasına uyum sağlama, sanayi tabanını güçlendirme ve barış döneminde eşi görülmemiş bir harcama artışını üstlenme yükümlülükleriyle aynı anda karşı karşıya.
Zirve, müttefiklerin bu siyasi taahhütleri gerçek askeri kapasiteye dönüştürme istekliliğini ölçecek. Aynı zamanda, farklı stratejik öncelikler, ayrışan ulusal hassasiyetler ve Avrupa’nın kendi savunmasında öncü rol üstlenmesi yönündeki artan baskı arasında örgütün iç uyumunu koruyup koruyamayacağını gösterecek. Ankara, NATO’nun yedi on yılı aşkın süredir başlıca güç kaynağı olan birliğini yitirmeden çok daha rekabetçi bir güvenlik ortamına uyum sağlayabileceğini kanıtlamaya çalışacağı bir sahne olacak.



