Denizaltı kurtarma gemileri, ağustos sonu ve eylül başında yaşanan iki deniz kazasıyla Türkiye’nin gündemine oturdu. Kuzey Kıbrıs’ın Girne açıklarında yolcu gemisi Filo Jet 30 Ağustos’ta battı; enkaz yaklaşık 554 metre derinlikte bulundu. Bunun hemen ardından, 2 Eylül gecesi Silivri açıklarında kuru yük gemisi Tuğberk İmamoğlu, MT Alsu adlı tankerle çarpışarak yaklaşık 720 metreye gömüldü. Her iki olayda da denizin dibindeki arama ve inceleme işini Türk Deniz Kuvvetleri’nin kurtarma gemileri üstlendi.

Türk Deniz Kuvvetleri’nin bu tür olaylarda görevlendirdiği filo, biri ana gemi olmak üzere üç modern platformdan oluşuyor. Denizaltı Kurtarma Ana Gemisi TCG Alemdar (A-582), 28 Ocak 2017’de hizmete girdi. Ona destek veren TCG Işın (A-583) ve TCG Akın (A-584) ise Işın sınıfı kurtarma ve yedekleme gemileri olarak aynı dönemde donanmaya katıldı ve hizmetten çıkan eski TCG Işın (A-589) ile eski TCG Akın’ın (A-585) yerini aldı.

Girne’deki Filo Jet enkazında TCG Alemdar ile TCG Işın 550 metre derinlikte robotik dalış ve tarama yaptı; Silivri’deki Tuğberk İmamoğlu enkazını ise TCG Akın 720 metrede tespit edip görüntüledi. Deniz tabanındaki görüntülerde geminin adı bile net şekilde okunabildi.

Farklı gemi, farklı görev

Üç gemi iki ayrı sınıfa ve iki ayrı ana göreve sahip. TCG Alemdar, kazaya uğrayıp yüzeye çıkamayan denizaltılardan personel kurtarmaya odaklanan bir ana platform (MOSHIP). Batık denizaltıyı akustik sistemlerle tespit eden donanımı, kurtarma çanı ve gemi içi tıbbi tesisleriyle filonun kalbini oluşturuyor. TCG Işın ile TCG Akın ise açık deniz yedeklemesi, gemi kurtarma, sualtı onarımı, enkaz çıkarma ve denizaltı kurtarma harekâtına destek gibi görevleri üstlenen çok amaçlı gemiler. Işın ile Akın birbirinin kardeş gemisi; teknik ve görev bakımından aynılar.

Ne kadar derine inilebiliyor?

Bu gemilerin yeteneği katman katman artan bir derinlik zarfına yayılıyor. Dalgıçlar, atmosferik dalış giysisiyle (ADS) yaklaşık 365 metrede çalışabiliyor. TCG Alemdar’ın kurtarma çanı, bir denizaltıdan 207 metreye kadar personel çıkarabiliyor. Gemiye yüklenebilen NATO (NSRS) ve ABD (SRDRS) denizaltı kurtarma araçlarıyla birlikte bu sınır yaklaşık 600 metreye uzuyor. Uzaktan kumandalı sualtı araçları (ROV) ise yaklaşık bin metreye kadar inip kamera ve robotik kollarıyla arama, inceleme ve sınırlı çıkarma yapabiliyor.

İşte Girne ve Silivri örneklerinin farkı burada ortaya çıkıyor: 554 ve 720 metrelik derinlikler, gemilerin ROV zarfının içinde kaldığı için tespit ve görüntüleme kendi imkânlarıyla yapılabildi.

Sınırlar nerede başlıyor?

Bu derinliklerde artık dalgıç devreye giremez; tüm iş robotların üzerindedir. Ancak ROV de her şeyi yapamaz. Batmış bir yük gemisini bütün olarak yüzeye çıkarmak, binlerce tonluk ağırlık nedeniyle bu gemilerin kapasitesinin çok ötesindedir; böyle bir çıkarma için özel derin deniz kurtarma donanımı gerekir. Aynı şekilde, geminin kapalı iç hacimlerinde mahsur kalan naaşlara ulaşmak da çoğu zaman mümkün olmaz: bir enkazın içine girmek ROV için yüksek riskli bir iştir ve standart arama araçları bunun için tasarlanmaz. ROV, ancak dışarıdan erişilebilen naaş ve eşyaları çıkarabilir.

Nitekim 2012’de Suriye tarafından düşürülen RF-4E uçağının enkazına yaklaşık bin 260 metrede ulaşılabilmişti; bu derinlik o dönemki imkânların ötesinde olduğu için çok daha derine inebilen yabancı bir araştırma gemisi (EV Nautilus) ve ROV’ları kullanılmıştı. O olay, Türkiye’nin denizaltı kurtarma gemilerini tedarik etmesini hızlandıran etkenlerden biri oldu.

Bir denizaltı kazasında ne olur?

Denizaltı kurtarması, su üstü gemisi kurtarmasından farklı işler. Tehlike altındaki denizaltı (DISSUB) yalnızca kendi çökme derinliğinin üzerindeyken kurtarılabilir; bu derinliğin altında tekne basınca dayanamaz. Mürettebat kendi kaçış giysileriyle yüzeye çıkabilir, ancak bu yöntem yaklaşık 180 metreye kadar geçerlidir. Daha derinde tek yol, bir Denizaltı Kurtarma Aracı’nın (SRV) denizaltının kapağına kenetlenip mürettebatı kuru ortamda yüzeye taşımasıdır. Modern SRV’ler yaklaşık 610 metreye kadar iner. Yani pratikte bir DISSUB, yüzeyden yaklaşık 600 metreye kadar olan aralıkta kurtarılabilir.

İki büyük sistem: NSRS ve SRDRS

Bu araçların iki büyük örneği var. NATO’nun çok uluslu sistemi NSRS, İngiltere, Fransa ve Norveç’in ortak sahipliğinde, İskoçya’daki Faslane üssünde konuşlu. Kurtarma aracı, kendi pilotuyla serbest yüzen insanlı bir denizaltı olup her seferde yaklaşık 12 kişi çıkarabiliyor. ABD’nin SRDRS sistemi ise kabloyla indirilip yüzeyden uzaktan yönetilen Falcon adlı basınçlı bir modül kullanıyor ve her seferde 16 kişiye kadar taşıyor. Her iki sistem de sabit bir gemiye bağlı değil; uçakla taşınıp uygun bir gemiye (“vessel of opportunity”) yükleniyor. TCG Alemdar, her iki sistemle de çalışacak şekilde sertifikalı.

ABD: dedike gemiden taşınabilir sisteme

ABD Deniz Kuvvetleri’nin bu alandaki yaklaşımı son yirmi yılda köklü biçimde değişti. Bir zamanlar bu iş için özel inşa edilmiş gemileri vardı: derin kurtarma araçlarını taşıyabilmek için çift gövdeli tasarlanan Pigeon sınıfı gemiler USS Pigeon (ASR-21) ve USS Ortolan (ASR-22), 1990’larda hizmetten çıkarıldı. Onların taşıdığı, yaklaşık bin 500 metreye inebilen insanlı derin kurtarma araçları Mystic ve Avalon ise 2008’de hizmetten çıkarıldı.

Bugün ABD, denizaltı kurtarmasını dedike bir savaş gemisiyle değil, taşınabilir SRDRS sistemiyle yürütüyor. San Diego’daki Undersea Rescue Command (URC), bir denizaltı kazasında görevli tek resmî komutanlık. Yaklaşık 145 kişilik birim, sistemi kamyon, uçak veya gemiyle taşıyıp kiralanan bir ticari gemiye yüklüyor. URC, sistemini bu yıl yeniledi: basınçlı kurtarma modülü Mart 2026’da 610 metrede insanlı testleri geçerek küresel konuşlanma için yeniden sertifikalandı ve dünyanın herhangi bir yerine 96 saat içinde ulaşabileceği tescillendi.

Canlı personel kurtarmanın dışında enkaz çıkarma ve çekme gibi işleri ise ABD’nin kurtarma-yedekleme gemileri (eski Safeguard ve yeni Navajo sınıfı) üstleniyor; bunlar TCG Işın ve TCG Akın’ın ABD’deki muadili sayılabilir. Önemli bir ayrıntı da şu: ABD’de nükleer denizaltılar için ayrı, konvansiyonel denizaltılar için ayrı bir kurtarma gemisi yoktur. Kurtarma, denizaltının türüne göre değil, üzerindeki standart kurtarma kapağına göre yapılır.

Rusya: acı bir dersin ardından kurulan yetenek

Rusya’nın modern denizaltı kurtarma yeteneği, büyük ölçüde 2000’deki Kursk faciasının izlerini taşıyor. Barents Denizi’nde batan Kursk denizaltısındaki 118 kişinin tamamının hayatını kaybettiği ve Moskova’nın yabancı dalgıç ekiplerinden yardım istemek zorunda kaldığı o olay, ülkeyi bu alanda yeni bir gemi geliştirmeye yöneltti.

Bu çabanın ürünü, 2015’te Pasifik Filosu’na katılan denizaltı kurtarma gemisi Igor Belousov (Proje 21300). Yaklaşık 98 metre boyundaki ve 5 bin tonluk gemi, Bester-1 adlı derin kurtarma aracını taşıyor. Bester-1, 700 metreye kadar inip bir denizaltının kurtarma kapağına kenetlenebiliyor ve her dalışta yaklaşık 22 kişiyi tahliye edebiliyor. Rusya ayrıca daha eski Priz sınıfı kurtarma araçlarını da kullanıyor; bunlardan biri olan AS-28, 2005’te Kamçatka açıklarında dibe takılıp kaldığında, kurtarma yardımı bu kez İngiltere’nin Scorpio adlı ROV’undan gelmişti.

Çin: ithal teknolojiyle hızlı yükseliş

Denizaltı filosunu hızla büyüten Çin de kurtarma kabiliyetine ciddi yatırım yaptı. Halk Kurtuluş Ordusu Donanması’nın (PLAN) bu alandaki omurgasını Type 926 (Dalao sınıfı) denizaltı destek gemileri oluşturuyor. Yaklaşık 9 bin 500 tonluk bu gemilerden en az üçü (Haiyangdao, Liugongdao ve Changdao) farklı filolarda görev yapıyor.

Bu gemilerin taşıdığı kurtarma aracı LR7, İngiliz LR5 tasarımından geliştirilerek Çin’e satılan bir derin kurtarma denizaltısı. LR7, 500 metreye kadar inebiliyor ve her dalışta 18 denizciyi tahliye edebiliyor; altındaki bir etek yapısıyla arızalı denizaltının kapağına sızdırmaz biçimde kenetleniyor. Çin, bu yeteneğini uluslararası Pacific Reach gibi denizaltı kurtarma tatbikatlarında da sergiliyor ve zamanla yerli tasarım araçlara geçmeyi hedefliyor.

Akdeniz’de yeni bir oyuncu: Olterra

Bölgede kendi kurtarma gemisine sahip en yakın ülke ise İtalya. İtalyan Deniz Kuvvetleri, uzun yıllar hizmet veren ITS Anteo‘nun yerine yeni nesil denizaltı kurtarma ve özel dalış gemisi SDO-SuRS’yi hizmete alıyor. Cenova’daki T. Mariotti tersanesinde inşa edilen ve Olterra adı verilen gemi, Ekim 2025’te denize indirildi. Yaklaşık 120 metre boyundaki 8 bin 600 tonluk gemi, TCG Alemdar’dan farklı olarak 600 metreye inen kendi kurtarma aracını organik olarak taşıyor; ayrıca satürasyon dalış sistemi ve 4 bin metreye inebilen otonom sualtı aracıyla (AUV) geniş bir sualtı destek platformu sunuyor.

Türkiye’ye en yakın sistem hangisi?

Türkiye’de bir denizaltı kazası yaşanırsa, TCG Alemdar ana platform olarak hazır bekliyor; eksik olan ve dışarıdan getirilecek parça ise 610 metreye inen kurtarma aracının kendisi. Türkiye’ye en yakın müttefik SRV sistemi, İskoçya’daki NSRS. NATO üyesi Türkiye, ISMERLO koordinasyon mekanizması üzerinden öncelikle bu sisteme erişim talep edebilir. Akdeniz’de ise İtalya’nın yeni Olterra‘sı görece yakın bir kaynak; ABD’nin SRDRS’i coğrafi olarak daha uzak bir seçenek.

Girne ve Silivri’deki kazalar, aslında görünmeyen bir kabiliyeti görünür kıldı: Türkiye artık kendi sularındaki derin deniz arama ve tespit işini büyük ölçüde kendi gemileriyle yürütebiliyor. Denizaltı personeli kurtarma söz konusu olduğunda müttefik sistemlere ihtiyaç sürse de, bir zamanlar yabancı gemilere tümüyle bağımlı olunan alanda bugün Türk donanmasının gemileri denizin yüzlerce metre altında iz sürüyor.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz