Uzay teknolojilerinin küresel güç rekabetindeki rolü, düzenlenen panelde Türkiye’nin gelecekteki uzay vizyonu üzerinden masaya yatırıldı. SpaceX’in aviyonik mimarisinin kurulmasında görev alan Türk mühendis ve girişimci Bülent Altan, Türkiye’nin uzay yarışında “alt yüklenici” değil, “kurucu mimar” olması gerektiğini söyledi.

Panelde, devletin uzay sektöründeki rolünden özel girişimlerin finansmanına, Somali’de kurulan uzay üssünden Avrupa’nın stratejik hatalarına kadar birçok kritik başlık ele alındı. Altan, özellikle SpaceX’in başarısının arkasındaki modelin teknoloji değil, “satın alma ve iş geliştirme stratejisi” olduğunu vurguladı.

“Devlet mühendis değil, stratejik müşteri olmalı”

Altan’a göre SpaceX’in yükselişindeki en kritik kırılma noktası, NASA’nın şirkete yaklaşım biçimi oldu. Geleneksel kamu modeli yerine “çapa müşteri” yaklaşımının tercih edildiğini belirten Altan, devletin her detayı yöneten bir yapı olmaktan çıkması gerektiğini söyledi.

“NASA bize Falcon 9’u nasıl geliştireceğimizi söylemedi. Sadece belirlenen tarihte, belirlenen güvenlik standartlarında hizmet istedi,” diyen Altan, bu modelin özel sektörün hızını ve esnekliğini ortaya çıkardığını ifade etti.

Altan, Türkiye için de benzer bir dönüşüm gerektiğini belirterek, Türkiye Uzay Ajansı’nın doğrudan mühendislik yapan bir yapıdan çok, yerli girişimlerden uzun vadeli hizmet satın alan stratejik bir kuruma dönüşmesi gerektiğini kaydetti.

SpaceX’in maliyet devrimi: 100 bin dolarlık sistemi 5 bin dolara indirdi

Panelde SpaceX’in “dikey entegrasyon” modeli de ayrıntılı biçimde ele alındı. Altan, şirketin parçaların büyük bölümünü kendi bünyesinde üretmesinin maliyetleri dramatik biçimde düşürdüğünü söyledi.

Geleneksel havacılık sektöründe yaklaşık 100 bin dolara mal olan uçuş standardındaki telsiz sistemlerini şirket içinde yeniden tasarladıklarını belirten Altan, aynı sistemi yaklaşık 5 bin dolara geliştirdiklerini ifade etti.

Altan, “Bu sadece mühendislik başarısı değildi; yerleşik savunma sanayi kültürüne karşı verilen zihinsel bir mücadeleydi,” dedi.

Bu yaklaşımın SpaceX’e rakiplerinden çok daha düşük maliyetle fırlatma yapabilme kabiliyeti kazandırdığı vurgulandı.

Mynaric örneği: “Teknoloji geliştirmek yetmiyor”

Altan, konuşmasında Alman lazer iletişim şirketi Mynaric üzerinden Avrupa’nın stratejik eksikliklerine de dikkat çekti.

Amerikan ordusunun yeni nesil lazer haberleşme ağında kritik rol üstlenen şirketin, Alman hükümetinden yeterli destek göremediğini belirten Altan, “Yol haritaları yayımlandı ancak gerçek bir müşteri çıkmadı,” değerlendirmesinde bulundu.

Yaklaşık 300 milyon dolarlık yatırımla büyüyen şirketin daha sonra Rocket Lab tarafından satın alınmasının, Avrupa’nın stratejik teknoloji yönetimindeki eksikliklerini ortaya koyduğunu söyledi.

“Baykar modeli uzayda da uygulanabilir”

Panelde Türkiye’nin savunma sanayiindeki başarılarının uzay alanına taşınabileceği görüşü öne çıktı. Altan, Baykar’ın özel girişim modeliyle küresel ölçekte başarı elde ettiğini belirterek, benzer yapının uzay sektöründe de uygulanabileceğini ifade etti.

Son dönemde Fergani ve Plan-S gibi şirketlerin geliştirdiği özel uyduların Türkiye’nin kapasitesini gösterdiğini belirten Altan, Kasım 2025’te fırlatılan FGN 100D2 uydusunu “kritik bir eşik” olarak değerlendirdi.

Özellikle Fergani’nin kendi küresel konumlandırma sistemi ağını oluşturma hedefinin, Türkiye’nin uzay alanında bağımsız hareket etme isteğini gösterdiği ifade edildi.

Somali uzay üssü için “stratejik fırsat” vurgusu

Türkiye’nin Somali’de kurduğu uzay üssü de panelin dikkat çeken başlıkları arasında yer aldı. Ekvatora yakın konumu nedeniyle üssün büyük stratejik avantaj sunduğunu belirten Altan, tesisin yalnızca sembolik değil, operasyonel bir merkez haline getirilmesi gerektiğini söyledi.

Altan, Avrupalı fırlatma şirketlerinin kısa sürede Somali’de operasyon yapabilecek şekilde teşvik edilmesini önererek, bunun Türkiye’ye küresel uzay rekabetinde hız avantajı sağlayabileceğini ifade etti.

“Türkiye taşeron değil, kurucu ortak olmalı”

Panelin kapanış bölümünde Altan, Türkiye’nin Avrupa merkezli uzay ve savunma projelerinde “junior partner” değil, “co-architect” yani kurucu ortak rolü üstlenmesi gerektiğini söyledi.

Özellikle sermaye akışı, mühendis hisselendirme sistemleri (ESOP), ihracat kontrol süreçleri ve devlet destekli büyük ölçekli sözleşmelerin kritik önemde olduğunu vurgulayan Altan, devlet kaynaklarının çok sayıda küçük projeye bölünmesi yerine birkaç stratejik şirkete yoğunlaştırılması gerektiğini belirtti.

Panel, Türkiye’nin coğrafi avantajı, genç mühendis kapasitesi ve gelişen özel sektör ekosistemi sayesinde Avrupa’nın önemli bir test ve fırlatma merkezi olabileceği değerlendirmesiyle sona erdi.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here