Suudi Arabistan’ın stratejik petrol altyapısına yönelik son saldırı, Riyad’ın Türkiye ve Pakistan ile 7 Ağustos’ta imzaladığı Mekke Savunma Paktı’nın olası rolünü gündeme taşıdı. Bir üyeye yönelik saldırının diğer taraflara yönelik saldırı kabul edilmesini öngören anlaşmanın, Riyad’ın karşı karşıya olduğu genişleyen güvenlik tehdidi karşısında nasıl uygulanacağı henüz netlik kazanmadı.

Suudi Arabistan, ülkenin doğusundaki petrol sahalarını Kızıldeniz kıyısındaki Yanbu’ya bağlayan Doğu-Batı petrol boru hattını, Irak yönünden gerçekleştirildiği değerlendirilen İHA saldırılarının ardından geçici olarak kapattı.

Reuters, saldırının ardından hattın kapatıldığını ve Suudi Arabistan’ın aynı dönemde Yemen’de ilerleyen Husilere karşı ABD’den askeri destek talep ettiğini bildirdi. Washington doğrudan saldırı düzenlemeyi kabul etmezken istihbarat ve hedefleme desteği önerdi.

Bu gelişmeler, yalnızca Suudi enerji altyapısının güvenliğini değil, yaklaşık bir ay önce kurulan yeni üçlü savunma mekanizmasının hangi koşullarda ve nasıl işletilebileceği sorusunu da öne çıkardı.

Mekke Anlaşması ne öngörüyor?

Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan, Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nı 7 Ağustos 2026’da imzaladı.

Anlaşma, taraflardan birine yönelik saldırının tüm taraflara yönelik yapılmış sayılması esasına dayanıyor. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, anlaşmanın kolektif savunmaya ilişkin mekanizmasını teknik açıdan NATO Antlaşması’nın 5. maddesine benzetmişti.

Milli Savunma Bakanlığı ise anlaşmanın NATO’ya alternatif veya rakip olmadığını, bölgesel güvenlik mimarisini tamamlayıcı bir mekanizma olarak değerlendirildiğini açıklamıştı. Anlaşma kapsamında üst düzey istişareler, ortak tatbikatlar ve savunma sanayii iş birliğinin geliştirilmesi de öngörülüyor.

Suudi Arabistan’a yönelik son saldırı böylece anlaşmanın imzalanmasından yaklaşık beş hafta sonra ortaya çıkan en ciddi güvenlik sınamalarından biri oldu.

Ancak Riyad, Ankara veya İslamabad’dan Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nın resmen devreye sokulduğuna ilişkin bir açıklama yapılmış değil.

“Pakttan şu anda çok fazla şey beklememeliyiz”

Gulf International Forum kıdemli misafir araştırmacısı Abdulaziz Al-Gashian, Al Jazeera’ya yaptığı değerlendirmede, saldırının ardından Suudi Arabistan’ın bir karşılık vermesini beklediğini ancak bunun şeklinin henüz belirsiz olduğunu söyledi.

Al-Gashian, Riyad’ın olası tepkisinin birden fazla ülkeyi kapsayabileceğini belirterek, Mekke Savunma Anlaşması’nın mevcut aşamada doğrudan askeri müdahalenin ana mekanizması olmasını beklemediğini ifade etti.

“Bence Mekke Savunma Paktı ya da Mekke İttifakı’ndan şu anda çok fazla şey beklememeliyiz” diyen Al-Gashian, bunun nedenini ittifakın henüz oluşum aşamasında bulunmasına bağladı.

Al-Gashian’a göre Riyad bunun yerine farklı stratejik ortakların katılabileceği geçici bir çok taraflı karşılık modeli üzerinde çalışabilir.

Bu değerlendirme, Mekke Anlaşması’nın kolektif savunma hükmünün bulunmasına rağmen yeni mekanizmanın askeri komuta, görev paylaşımı ve operasyonel uygulamasının henüz sınanmamış olmasına dikkat çekiyor.

Türkiye ve Pakistan’ın rolü mercek altında

Röportajda, Suudi Arabistan’a yönelik saldırının ardından özellikle Türkiye ve Pakistan’ın nasıl bir tutum alacağı sorusu öne çıktı.

Al-Gashian, Riyad’ın ABD’nin yanı sıra Türkiye ve Pakistan’ın hangi adımları atmaya hazır olduğunu anlamaya çalışacağını belirterek, bunun Suudi Arabistan’ın oluşturacağı daha geniş karşılığın şeklini belirleyebileceğini söyledi.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan ile Dışişleri Bakanı Hakan Fidan arasında son dönemde yapılan görüşmelerde de bölgesel gelişmeler, Basra Körfezi ve Kızıldeniz’deki deniz yollarının güvenliği ile gerilimin azaltılmasına yönelik diplomatik çabalar ele alındı.

Ancak Türkiye veya Pakistan’ın Suudi Arabistan’daki son boru hattı saldırısı nedeniyle doğrudan askeri müdahaleye hazırlandığını gösteren doğrulanmış bir açıklama bulunmuyor.

Bu nedenle Mekke Anlaşması’ndaki kolektif savunma hükmü ile tarafların mevcut kriz kapsamında atacağı somut askeri veya siyasi adımların birbirinden ayrılması gerekiyor.

Riyad Washington’ın sınırlarını da ölçüyor

Suudi Arabistan’ın güvenlik arayışının yalnızca Mekke Anlaşması’yla sınırlı olmadığı görülüyor.

Reuters’a göre Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Husilerin Yemen’in Kızıldeniz kıyısındaki hızlı ilerleyişinin ardından ABD Başkanı Donald Trump’tan Amerikan kuvvetlerinin Husi askeri hedeflerine saldırmasını istedi.

Trump doğrudan Amerikan saldırısına onay vermedi ancak Washington’ın Riyad’a istihbarat ve hedefleme desteği sağlayabileceği bildirildi.

Al-Gashian, bu temasları Suudi Arabistan’ın ortaklarının hangi noktaya kadar destek vermeye hazır olduğunu belirleme girişimi olarak değerlendirdi.

Riyad’ın buna göre ABD, Türkiye, Pakistan ve diğer ortaklardan gelebilecek desteği bir araya getirerek daha geniş bir çok taraflı mekanizma oluşturmaya çalışabileceğini söyledi.

Tehdit üç farklı yönden genişliyor

Suudi Arabistan açısından güvenlik tablosu aynı anda birkaç cephede ağırlaşıyor.

Doğu-Batı petrol boru hattına yönelik saldırının Irak yönünden gerçekleştirildiği değerlendirilirken, Yemen’deki Husiler Kızıldeniz kıyısındaki ilerleyişlerini Bab el-Mandab’a kadar taşıdı.

Reuters, Husilerin stratejik Perim/Mayun Adası ile Yemen ana karasındaki Zubab’ı ele geçirdiğini ve bunun Kızıldeniz’deki kritik deniz yoluna yönelik baskıyı artırdığını bildirdi.

Hürmüz Boğazı’ndaki kısıtlamalar nedeniyle Kızıldeniz güzergâhının Suudi petrol ihracatı açısından daha önemli hale geldiği bir dönemde hem Doğu-Batı boru hattının hem de Bab el-Mandab çevresindeki deniz ulaşımının tehdit altında bulunması Riyad üzerindeki baskıyı artırıyor.

Bu nedenle Al-Gashian, Suudi Arabistan’ın Husi meselesini yalnızca Yemen veya Suudi güvenliğiyle sınırlı bir sorun olarak değil, uluslararası deniz ulaşımını ve enerji güvenliğini ilgilendiren daha geniş bir konu olarak sunmaya çalışacağını değerlendiriyor.

Yeni bir Yemen savaşı mı?

Al-Gashian, mevcut durumun Suudi Arabistan’ın geniş çaplı yeni bir Yemen savaşına gireceği anlamına gelmediğini söyledi.

Bunun yerine Riyad’ın askeri, diplomatik ve uluslararası araçları birlikte kullanabileceği daha geniş bir caydırıcılık stratejisi aradığını savundu.

Suudi Arabistan’ın daha önce Yemen’de yürüttüğü geniş çaplı askeri harekâtın uluslararası alanda ciddi eleştirilerle karşılaştığını hatırlatan Al-Gashian, Riyad’ın bu kez daha fazla uluslararası destek toplamaya çalışabileceğini söyledi.

Bu yaklaşım, Mekke Ortak Savunma Anlaşması açısından da temel soruyu ortaya koyuyor: Anlaşma, Suudi Arabistan’ın doğrudan askeri destek talep edeceği bir kolektif savunma mekanizmasına mı dönüşecek, yoksa Ankara ve İslamabad’ın desteği ağırlıklı olarak diplomatik, istihbari ve savunma iş birliği düzeyinde mi kalacak?

Bu sorunun yanıtı henüz verilmiş değil.

Mekke Paktı için ilk gerçek güvenlik sınaması

Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nın imzalanmasından bu yana geçen kısa süre içinde Suudi Arabistan’ın stratejik enerji altyapısının doğrudan hedef alınması, Husilerin Bab el-Mandab çevresinde ilerlemesi ve Riyad’ın Washington’dan askeri destek istemesi, yeni savunma düzenlemesinin pratikteki sınırlarını gündeme taşıdı.

Anlaşmanın kolektif savunma ilkesi açık olmakla birlikte, mevcut saldırıya karşı hangi mekanizmaların işletileceğine dair Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan tarafından açıklanmış ortak bir karar bulunmuyor.

Bu nedenle önümüzdeki süreçte anlaşmanın askeri karşılıktan önce siyasi istişare, istihbarat paylaşımı, hava ve füze savunması, deniz güvenliği veya müşterek planlama gibi alanlarda nasıl uygulanacağı, üçlü mekanizmanın gerçek kapasitesinin anlaşılması açısından belirleyici olacak.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz