JINSA raporu, ABD-İsrail askeri bağlarını derinleştiren önerileriyle Washington’ın ulusal çıkarlarını korumak yerine tehlikeye atıyor. Amerika Ulusal Güvenlik Yahudi Enstitüsü’nün (JINSA) yayımladığı belge; karşılıklı savunma antlaşması, ABD kuvvetlerinin İsrail’de kalıcı olarak üslenmesi ve İsrail teknolojisinin ABD savunmasına entegre edilmesi yönündeki teklifleriyle, ABD’yi bugün olduğundan daha güvensiz bir konuma sürükleme riski taşıyor..

“Ağırlık Merkezini Kaydırmak: ABD-İsrail Güvenlik Ortaklığının Dönüşümü” başlıklı rapor, 2028’de sona erecek Mutabakat Muhtırası’nın yenilenmesini fırsata çevirerek ikili ilişkiyi geri dönüşü olmayan bir kurumsallaşmaya taşımayı amaçlıyor. JINSA, yeni anlaşmanın 38 milyar dolarlık doğrudan askeri yardımı içermesini istiyor; bu maliyet, doğrudan ABD vergi mükelleflerinin sırtına biniyor.

Rapordaki öneriler, ABD’nin İsrail ile askeri bağımlılığını kurumsallaştırarak ve gelecekteki savaş riskini artırarak Washington’ın çıkarlarına zarar veriyor. Eleştirmenlere göre bu teklifler, “kötüden deliceye” uzanan bir yelpazede yer alıyor.

Kırmızı çizgileri silen antlaşma

Raporun en tartışmalı önerisi, ABD’nin İsrail ile karşılıklı savunma antlaşması imzalaması ve varlıklarını Basra Körfezi’nden İsrail’e kaydırması. JINSA, İsrail’de yeni bir CENTCOM karargâhı ve “bölgesel ABD önceden konumlandırılmış silah deposu merkezi” kurulmasını talep ediyor.

Bu öneri, ABD-İsrail ilişkisinde onlarca yıldır özenle korunan güvenlik duvarlarını yıkıyor. Washington, 1975’ten bu yana İsrail’e güvenlik taahhüdü verse de, daha açık bir savunma anlaşması imzalamaktan ve İsrail topraklarında personel konuşlandırmaktan kasıtlı olarak kaçındı. Nedeni açıktı: Daha resmi bir yükümlülük, ABD’yi İsrail’in sürekli sınır çatışmalarına çekme ve Körfez ülkeleriyle ilişkilerini bozma riskini artırıyordu.

JINSA, önerdiği antlaşmanın “İsrail’e yönelik varoluşsal bir tehdit veya İran’ın bölgedeki ABD üslerine karşı kitle imha silahları kullanması” gibi yüksek bir eşikle devreye gireceğini savunuyor. Ancak tarih, İsrail için “varoluşsal tehdit” eşiğinin ne kadar kolay aşıldığını gösteriyor. İsrail son yıllarda İran’ın yanı sıra Hizbullah ve Hamas’ı da varoluşsal tehdit olarak niteledi.

Bu düşük eşik, imzalanacak bir anlaşmanın ABD’yi Orta Doğu’daki gelecekteki savaşlara neredeyse otomatik biçimde taraf yapmasını garanti ediyor. Bir NATO müttefiki olan Türkiye dahi İsrail’deki bazı çevrelerce olası bir sonraki hedef olarak gösteriliyor.

Ahlaki tehlike ve caydırıcılık kaybı

ABD personelinin İsrail topraklarında konuşlandırılması, Washington’ın verdiği desteğin yarattığı ahlaki tehlikeyi derinleştiriyor. ABD askerleri bir tetikleyici işlevi gördüğünde, İsrailli liderler herhangi bir saldırının ABD’yi de savaşa çekeceğinden emin olacak; bu da itidalli davranma yönündeki teşviki ortadan kaldıracak.

Öneriyi savunanların asıl amacı da bu noktada belirginleşiyor: İsrail ABD kamuoyunda ne kadar gözden düşerse düşsün, Washington’ı onu savunmak zorunda bırakmak.

Golden Dome ve teknoloji bağımlılığı

Raporun ikinci ana odağı, İsrail’e en yakın NATO müttefikleri düzeyinde ABD teknolojisine erişim tanımak. Oysa İsrailli yetkililerin ABD’ye casusluk yaptığına dair iddialar, hassas teknolojinin paylaşılmasının hata olacağına yönelik yeterli uyarıyı sunuyor.

En tehlikeli öneri, İsrail teknolojilerinin ABD hava ve füze savunmasına, özellikle Golden Dome projesine doğrudan entegre edilmesi. Bu durumda ABD, kendi vatanının savunmasında İsrail’e bağımlı hâle gelecek.

Benzer bir girişim daha önce başarısız oldu. İsrail, ABD’nin satın almayı planladığı Demir Kubbe sistemlerini ABD savunma ağına entegre etmek için gerekli kaynak koduna erişim vermeyi reddetti; ABD Ordusu da alımdan vazgeçti. Aynı iş birliğini ikinci kez denemek, ABD açısından kendine zarar verme anlamına geliyor.

Sonuç: Döngü sona ermeli

JINSA’nın önerileri, Orta Doğu’da ya da başka yerlerde ABD’nin çıkarlarını ilerletmiyor; tam tersini yapıyor. ABD’nin güvenlik yükünü artırıyor, Washington’ı geri dönüşü olmayan biçimde bölgeye bağlıyor ve vatanın fiziki güvenliğini zedeliyor. Üstelik bunu yıllık 38 milyar dolarlık bir maliyetle gerçekleştiriyor.

Eleştirmenlere göre Trump yönetimi, mevcut Mutabakat Muhtırası’nın 2028’de süresi dolduğunda yenilenmemesini sağlamalı. Güçlü bir orduya ve nükleer cephaneliğe sahip olan İsrail, kendini savunabilecek durumda. Mutabakat muhtıralarının bitmek bilmeyen döngüsü artık son bulmalı; mevcut muhtıra sonuncusu olmalı.

Kaynak: Dr. Jennifer Kavanagh, Defense Priorities kuruluşunda kıdemli araştırmacı ve askeri analiz direktörüdür. Daha önce Carnegie Uluslararası Barış Vakfı’nda kıdemli araştırmacı ve RAND Corporation’da kıdemli siyaset bilimci olarak görev yapmıştır. Ayrıca Georgetown Üniversitesi’nde misafir öğretim üyesidir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz