Middle East Eye’ın (MEE) iddiasına göre, Suudi Arabistan’ın Türkiye’nin geliştirdiği KAAN savaş uçağı programına olası katılımı, silah ihracatında küresel hakimiyetini korumak isteyen Trump yönetiminde rahatsızlık yarattı. Riyad’ın tedarikçi çeşitlendirme stratejisinin, Washington tarafından “stratejik uzaklaşma” olarak algılanabileceği belirtiliyor.

Habere göre mesele yalnızca bir savaş uçağı alımı değil; aynı zamanda çok kutuplu Orta Doğu düzeninde savunma diplomasisinin nasıl şekilleneceği sorusuyla doğrudan bağlantılı.

F-35 ve KAAN Aynı Anda Masada

MEE’ye konuşan mevcut ve eski ABD’li yetkililere göre, Washington son dönemde Riyad’dan diğer ülkelerle yürüttüğü savunma anlaşmaları hakkında açıklık talep etti. Özellikle Pakistan’ın JF-17 savaş uçağına ilişkin kredi iddialarının ardından Suudi Arabistan’ın geri adım attığı, ancak Türkiye’nin KAAN programı konusunda benzer bir güvence verilmediği ifade ediliyor.

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Şubat ayında Riyad ziyaretinde KAAN için ortak yatırım anlaşmasının “her an imzalanabileceğini” söylemişti. KAAN’ın bir modeli, Riyad’daki Dünya Savunma Fuarı’nda Suudi bayrağıyla sergilendi.

Türk Havacılık ve Uzay Sanayii (TUSAŞ) Genel Müdürü Mehmet Demiroğlu da geçtiğimiz hafta Breaking Defense’e verdiği demeçte, olası bir anlaşma kapsamında Suudi Arabistan için 20 ila 50 adet KAAN üretilebileceğini açıkladı.

Savunma uzmanlarına göre Riyad teorik olarak hem F-35 Lightning II hem de KAAN platformunu envanterine katabilir. Ancak KAAN’ın hâlen General Electric üretimi F110 motoruna ihtiyaç duyması, ABD onay mekanizmasını dolaylı biçimde sürecin içine dahil ediyor.

Trump Yönetiminin İkilemi: QME ve Silah Diplomasisi

ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray’da Veliaht Prens Mohammed bin Salman ile yaptığı görüşmede Suudi Arabistan’ın gelişmiş F-35’ler satın alabileceğini kamuoyuna açıklamıştı. Ancak İsrail’in “Niteliksel Askeri Üstünlük” (QME) ilkesi, sürecin önündeki en kritik engel olmaya devam ediyor.

İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, Suudi Arabistan’a verilecek F-35’lerin İsrail versiyonundan daha düşük konfigürasyonda olacağına dair güvence aldıklarını ifade etti. Bu durum, Riyad’ın alternatif arayışlarını hızlandıran faktörlerden biri olarak değerlendiriliyor.

MEE’ye konuşan Avrupa Dış İlişkiler Konseyi uzmanı Cinzia Bianco, Suudi Arabistan’ın KAAN ilgisinin “ABD’yi tamamen ikame etme değil, daha iyi bir pazarlık zemini oluşturma amacı taşıdığını” belirtiyor.

Riyad’ın Stratejisi: Taktik Pazarlık mı, Yapısal Dönüşüm mü?

Uzmanlara göre Suudi Arabistan’ın Türkiye ile görüşmeleri iki temel motivasyona dayanıyor:

1- Daha İyi F-35 Koşulları Elde Etmek

Riyad’ın alternatif platformlara yönelerek Washington’dan daha gelişmiş konfigürasyon veya daha esnek satış şartları koparmayı hedeflediği düşünülüyor.

2-Vizyon 2030 ve Yerli Üretim

Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın Vizyon 2030 planı, savunma harcamalarının %50’sinin yerli üretimle karşılanmasını öngörüyor. Türkiye’nin sunduğu ortak üretim ve teknoloji transferi modeli, ABD’nin şu ana kadar sunmadığı ölçüde cazip görülüyor.

Riyad’daki Naif Arap Üniversitesi’nden Hesham Alghannam’a göre ABD’nin teknoloji transferi ve ortak üretimdeki yavaş ilerleyişi, Suudi Arabistan’ı daha esnek ortaklara yöneltiyor.

Değişen Jeopolitik Denklem

MEE’nin analizine göre mesele yalnızca bir savunma tedariki değil; aynı zamanda Orta Doğu’daki yeni bloklaşmaların yansıması:

  • Suudi Arabistan, Sudan krizinde BAE’ye karşı farklı bir pozisyon aldı.
  • Riyad; Türkiye, Mısır, Pakistan ve Katar ile daha görünür iş birlikleri geliştiriyor.
  • BAE ile İsrail arasındaki ilişkiler derinleşiyor.

Bu tablo, Suudi Arabistan’ın savunma alımlarını aynı zamanda jeopolitik dengeleme aracı olarak kullandığını gösteriyor.

ABD Açısından Risk Ne?

Trump yönetimi, İsrail yanlısı lobi baskısı ile Körfez’e silah ihracatını artırma arzusu arasında denge kurmaya çalışıyor. ABD’li yetkililerin Kongre üyelerine F-35 satışının QME üzerindeki etkisine dair brifing verdiği belirtiliyor.

Ancak Riyad’ın alternatif tedarikçilerle temasını sürdürmesi, Washington açısından iki risk doğuruyor:

  • ABD’nin Körfez silah pazarındaki payının azalması
  • Bölgesel savunma mimarisinde kontrol kaybı

Buna karşın uzmanlar, Suudi Arabistan’ın tamamen ABD’den kopmasının gerçekçi olmadığı görüşünde.

Kaynak: MEE

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here