SON GELİŞMELER
- Kuveyt tankeri vuruldu, petrol fiyatları yükseldi
- ABD-İsrail saldırıları Irak’taki milis üslerini hedef aldı
- Lübnan’da BM barış gücü askerleri öldürüldü: Fransa Güvenlik Konseyi’ni acil toplantıya çağırdı
- Washington Post: İsrail, yapay zekâ destekli sistemle İranlı liderleri hedef alıyor
- İran’dan Hürmüz Boğazı planı: Geçiş ücreti ve kısıtlama hazırlığı
- İran’dan Ateşlenen 4.Füze Önlendi
- Trump: “İran’da fiilen rejim değişikliği oldu”
- Trump: “İran’daki petrolü ele geçirebiliriz, Hark Adası’nı almak kolay olur”
Kuveyt tankeri vuruldu, petrol fiyatları yükseldi
Kuveyt Petrol Şirketi, ham petrol tankeri Al Salmi oil tanker’nin Dubai Limanı’nda demirliyken İran tarafından düzenlendiği belirtilen bir saldırıya uğradığını açıkladı. Kurum, geminin olay sırasında tam yüklü olduğunu ve saldırı sonucu gövdede hasar meydana geldiğini bildirdi.
Açıklamaya göre saldırının ardından gemide yangın çıktı ve çevredeki sulara petrol sızıntısı ihtimali oluştu. Ancak yetkililer, olayda herhangi bir can kaybı ya da yaralanma yaşanmadığını, tüm mürettebatın güvende olduğunu duyurdu.
Yangın kontrol altına alındı
Dubai Medya Ofisi, acil müdahale ekiplerinin tankerde çıkan yangını “başarıyla söndürdüğünü” açıkladı. Yetkililer, hasarın boyutunu belirlemek ve olası çevresel etkileri değerlendirmek üzere çalışmaların sürdüğünü belirtti.
Dubai makamları ayrıca gemide bulunan 24 kişilik mürettebatın tamamının güvenli şekilde tahliye edildiğini ve olayın ardından durumun yakından takip edildiğini ifade etti.
Gün içinde ikinci tanker olayı
Bu gelişme, aynı gün içerisinde Körfez bölgesinde yaşanan ikinci tanker olayı olarak kayda geçti. Daha erken saatlerde, Birleşik Arap Emirlikleri açıklarında, yaklaşık 31 deniz mili mesafede bir başka tankere kimliği belirsiz bir mühimmatın isabet ettiği bildirilmişti. Bu olayda da mürettebatın zarar görmediği açıklanmıştı.
Enerji piyasaları tepki verdi
Saldırı haberlerinin ardından petrol piyasalarında sert yükseliş yaşandı. Bloomberg verilerine göre, ABD ham petrolü (Batı Teksas türü ham petrol) %3,4 artarak varil başına 106 doların üzerine çıktı. Bu yükseliş, petrol fiyatlarının son dönemde artan jeopolitik risklere karşı ne kadar hassas olduğunu bir kez daha ortaya koydu.
Aynı gün Suudi Arabistan da çok sayıda saldırıya maruz kaldığını açıkladı. Yetkililer, 10’dan fazla insansız hava aracı ve dokuz balistik füzenin ülkenin doğu bölgesindeki enerji tesislerini ve ABD’nin Prens Sultan Hava Üssü’nün bulunduğu bölgeleri hedef aldığını belirtti. Ayrıca Riyad çevresine de balistik füze saldırıları düzenlendiği bildirildi.
Lübnan’da BM barış gücü askerleri öldürüldü: Fransa Güvenlik Konseyi’ni acil toplantıya çağırdı

Lübnan’ın güneyinde iki Birleşmiş Milletler barış gücü askerinin hayatını kaybetmesi, bölgede hızla tırmanan şiddetin yeni bir göstergesi oldu. Olayın ardından Fransa, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ni acil toplantıya çağırdı.
Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Görev Gücü (UNIFIL), Bani Hayyan yakınlarında meydana gelen ve kaynağı henüz belirlenemeyen bir patlamada barış gücü aracının imha edildiğini açıkladı. İlk etapta iki askerin yaralandığı, bunlardan birinin durumunun ağır olduğu bildirilirken, daha sonra her iki askerin de hayatını kaybettiği doğrulandı. BM yetkilileri, hayatını kaybeden askerlerin Endonezyalı olduğunu belirtti.
Kısa sürede ikinci ölümcül olay
UNIFIL, bu olayın hafta sonundan bu yana barış gücü personelini hedef alan ikinci ölümcül saldırı olduğunu açıkladı. Daha önce Cumartesi gecesi, Lübnan’ın güneyindeki Adşit el-Kusayr yakınlarında bir UNIFIL mevzisinde meydana gelen patlamada bir barış gücü askeri hayatını kaybetmiş, bir diğeri ise ağır yaralanmıştı.
BM yetkilileri, olayların nasıl gerçekleştiğinin henüz netleşmediğini ve soruşturma başlatıldığını duyurdu. Açıklamada herhangi bir taraf doğrudan sorumlu tutulmadı.
Fransa’dan sert tepki
Jean-Noël Barrot, yaşanan olayları “son derece ciddi” olarak nitelendirerek Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ni acil toplantıya çağırdı. Barrot, bu tür saldırıların “kabul edilemez ve hiçbir şekilde meşrulaştırılamaz” olduğunu vurguladı.
İsrail ve Hizbullah hattında gerilim tırmanıyor
İsrail ordusu, olayların kendi operasyonlarından mı yoksa Hizbullah faaliyetlerinden mi kaynaklandığını araştırdığını açıkladı.
1 Mart 2026’dan bu yana, İsrail’in kara operasyonlarını genişletmesi ve insani koşulların kötüleşmesiyle birlikte Lübnan’ın güneyinde çatışmalar belirgin şekilde şiddetlendi. Bölge, İsrail ordusu ile İran destekli Hizbullah arasında yoğun çatışmalara sahne oluyor.
Lübnan ordusu da hedefte
Lübnan Silahlı Kuvvetleri, Kleyla–Sur (Tyre) yolundaki bir kontrol noktasına yönelik İsrail saldırısında bir askerinin hayatını kaybettiğini, beş kişinin yaralandığını açıkladı. Yaralılar arasında bir subayın da bulunduğu belirtildi.
İsrail ordusu ise bölgede roket atışlarının tespit edildiğini ve bu kapsamda “şüpheli hedeflere” ateş açıldığını, daha sonra bu kişilerin Lübnan ordusu mensubu olduğunun anlaşıldığını bildirdi.
Can kaybı artıyor
Lübnan Sağlık Bakanlığı’na göre, 2 Mart’tan bu yana İsrail saldırılarında en az 1.247 kişi hayatını kaybetti. Yetkililer, ölenler arasında en az 124 çocuğun bulunduğunu açıkladı.
Uzmanlara göre, BM barış gücü askerlerinin hedef alınması, çatışmanın kontrolsüz şekilde genişlediğini ve uluslararası aktörlerin de risk altına girdiğini gösteriyor.
Son gelişmeler, Lübnan’ın güneyinde çatışmaların yalnızca yerel aktörler arasında değil, aynı zamanda uluslararası unsurları da içine alacak şekilde genişlediğini ortaya koyuyor. Fransa’nın Güvenlik Konseyi çağrısı, krizin diplomatik düzeyde de acil bir gündem haline geldiğine işaret ediyor.
ABD-İsrail saldırıları Irak’taki milis üslerini hedef aldı

Irak’taki İran bağlantılı Halk Seferberlik Güçleri, ABD ve İsrail’e ait hava unsurlarının Babil ve Anbar illerinde bulunan iki ayrı üsse saldırı düzenlediğini açıkladı.
Seferberlik Güçleri tarafından yapılan açıklamaya göre, Babil vilayetindeki Jurf al-Nasr bölgesinde konuşlu 45. Tugay üç hava saldırısının hedefi olurken, Anbar’ın doğusundaki al-Karma bölgesinde bulunan 31. Tugay da ayrı bir saldırıyla vuruldu. Açıklamada, saldırılar sonucunda herhangi bir can kaybı yaşanmadığı belirtildi.
“Hazırlık seviyemiz yüksek” mesajı
Seferberlik Güçleri , art arda gelen saldırılara rağmen operasyonel kapasitesini koruduğunu vurgulayarak, güvenlik görevlerinin kesintisiz sürdürüleceğini açıkladı. Grup, “mevzilerimize yönelik saldırılara rağmen yüksek hazırlık durumumuzu sürdürüyoruz ve güvenlik ile istikrarı koruma kararlılığımız devam ediyor” ifadelerini kullandı.
Bu açıklamalar, Irak’ta İran’a yakın milis unsurlar ile ABD-İsrail hattındaki gerilimin yeni bir cepheye taşındığına işaret ediyor.
Süleymaniye’de saldırılar engellendi
Öte yandan, Süleymaniye’de Irak Kürt bölgesine yönelik iki ayrı saldırı girişiminin engellendiği bildirildi.
Güvenlik kaynaklarına göre, iki insansız hava aracı ve iki füze, Peşmerge güçlerine bağlı 70. Tugay karargahını hedef aldı. Ancak hava savunma unsurlarının müdahalesiyle saldırıların etkisiz hale getirildiği belirtildi.
Uzmanlara göre Irak’taki bu saldırılar, İran, ABD ve İsrail arasında süren çatışmanın bölgesel yayılımının yeni bir aşamaya geçtiğini gösteriyor. Irak topraklarının, özellikle İran’a yakın milis gruplar nedeniyle, giderek daha fazla dolaylı çatışma alanına dönüştüğü değerlendiriliyor.
Bu gelişmeler, Orta Doğu’daki çatışmanın yalnızca devletler arasında değil, aynı zamanda vekil güçler üzerinden de derinleştiğine işaret ediyor.
İran’dan Hürmüz Boğazı planı: Geçiş ücreti ve kısıtlama hazırlığı

İran Parlamentosu Güvenlik Komisyonu, dünya petrol arzının yaklaşık beşte birinin geçtiği stratejik Hürmüz Boğazı üzerinden geçen gemileri düzenlemek ve geçiş ücreti almak üzere bir planı onayladı.
İran İslam Cumhuriyeti Radyo ve Televizyon Kurumu tarafından aktarılan bilgilere göre, planın amacı İran’ın boğaz üzerindeki egemenlik ve denetim rolünü güçlendirmek. Taslakta, deniz güvenliğini artırmaya yönelik önlemler, seyrüsefer düzenlemeleri, mali yükümlülükler ve gemilerden yerel para birimiyle (riyal) geçiş ücreti alınması gibi başlıklar yer alıyor.
Ayrıca plan kapsamında, ABD ve İsrail’e ait gemilerin boğazdan geçişinin yasaklanmasının da öngörüldüğü ifade ediliyor.
Küresel enerji hattı risk altında
Hürmüz Boğazı, günlük yaklaşık 15 milyon varil petrolün taşındığı kritik bir enerji geçiş noktası olarak öne çıkıyor. İran’ın tehditleri ve gemilere yönelik saldırılar, halihazırda küresel petrol piyasalarında ciddi dalgalanmalara yol açmış durumda.
Uzmanlara göre, boğazın fiilen kısıtlanması veya ücretlendirilmesi, yalnızca bölgesel değil küresel enerji güvenliği açısından da büyük sonuçlar doğurabilir.
Çin gemileri boğazı geçmeyi başardı
Gemi takip verilerine göre, iki Çin konteyner gemisi Hürmüz Boğazı’nı geçerek Umman Körfezi’ne ulaştı. Bu gemiler, çatışmanın başlamasından bu yana İran dışındaki ülkelerden boğazdan çıkmayı başaran ilk konteyner gemileri arasında yer aldı.
MarineTraffic verilerine göre gemiler, ikinci denemelerinde boğazı geçerken yüksek hızda ve sıkı formasyon halinde hareket etti. Veri analistleri, İran’ın “düşman olmayan” ülkelerin gemilerine sınırlı geçiş izni verdiğini belirtiyor.
İran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki fiili kontrolünü artırdığı ve geçişleri seçici şekilde yönettiği değerlendiriliyor. Bu durum, boğazın tamamen kapatılmasından ziyade, stratejik baskı aracı olarak kullanılabileceğine işaret ediyor.
Uzmanlara göre Tahran, bu yöntemle hem ekonomik hem de jeopolitik kaldıraç elde etmeyi hedefliyor.
İran’dan Ateşlenen 4.Füze Önlendi
İran’dan ateşlenen ve Türk hava sahasına yönelen bir balistik füze daha etkisiz hâle getirildi. Böylece savaşın başlangıcından bu yana önlenen füze sayısı dörde yükseldi.
Milli Savunma Bakanlığı tarafından 30 Mart 2026 tarihinde yapılan açıklamada, İran’dan fırlatıldığı tespit edilen ve Türk hava sahasına giren balistik mühimmatın, Doğu Akdeniz’de konuşlu NATO hava ve füze savunma unsurları tarafından başarıyla imha edildiği bildirildi.
Açıklamada, Türkiye’nin hava sahası ve topraklarına yönelen tehditlere karşı gerekli tüm tedbirlerin kararlılıkla alındığı vurgulanırken, bölgedeki gelişmelerin millî güvenlik önceliği doğrultusunda yakından takip edildiği ifade edildi.
Yetkililer, mevcut hava ve füze savunma mimarisinin etkin şekilde çalıştığını ve olası tehditlere karşı yüksek hazırlık seviyesinin sürdürüldüğünü belirtti.
Washington Post: İsrail, yapay zekâ destekli sistemle İranlı liderleri hedef alıyor

The Washington Post tarafından yayımlanan özel habere göre, İsrail’in geliştirdiği yeni nesil yapay zekâ destekli istihbarat platformu, İranlı üst düzey liderlerin hedef alınmasında kritik rol oynuyor.
ABD ve İsrail askeri yetkililerinin İran’a yönelik savaş planlarını şekillendirdiği görüşmelerde; füze bataryaları, askeri üsler ve nükleer tesisler gibi hedeflerin paylaşımı ele alınırken, İranlı liderlerin hedef alınması görevinin büyük ölçüde İsrail’e bırakıldığı belirtildi.
İsrailli yetkililere göre bu süreç, “kafa kesme operasyonu” olarak tanımlanan ve lider kadroyu doğrudan hedef alan bir stratejiye dönüştü. İsrail ordusunun verilerine göre, savaşın başlangıcından bu yana İran’ın en üst düzey liderlerinden biri ile birlikte 250’den fazla üst düzey yetkili öldürüldü. Son olarak, İran Devrim Ordusu (IRGC) deniz kuvvetleri komutanının da hedef alındığı açıklandı.
Yapay zekâ ve geniş istihbarat ağı belirleyici oldu
Habere göre İsrail’in başarısının arkasında, yıllar içinde geliştirilen ve son dönemde yapay zekâ ile güçlendirilen çok katmanlı bir istihbarat altyapısı bulunuyor. Bu sistem;
- İnsan kaynaklı istihbarat (rejim içinden devşirilen ajanlar),
- Siber operasyonlar,
- Gözetleme sistemleri (kameralar, dijital ağlar),
- Finansal ve iletişim verileri
gibi farklı veri akışlarını tek bir platformda analiz ediyor.
İsrailli yetkililer, bu platformun İranlı liderlerin hareketlerini ve günlük yaşam rutinlerini analiz ederek hedef tespitinde yüksek doğruluk sağladığını ifade ediyor.
Mossad ve 8200 Birimi operasyonun merkezinde
Operasyonların merkezinde, İsrail’in dış istihbarat servisi Mossad ile İsrail Savunma Kuvvetleri’ne bağlı siber istihbarat birimi Unit 8200 yer alıyor.
Bu iki kurum, yıllardır İran’a yönelik siber ve insan istihbaratı faaliyetlerini genişleterek, özellikle son beş yılda İran’ın dijital altyapısına derinlemesine sızmayı başardı.
ABD tarafında ise Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) ve Ulusal Güvenlik Ajansı (NSA) gibi kurumların da operasyonel iş birliği içinde olduğu ifade ediliyor.
Suikast taktikleri çeşitlendi
İsrail’in hedefli operasyonlarda kullandığı yöntemler de dikkat çekici şekilde çeşitlendi. Bunlar arasında:
- Önceden yerleştirilen patlayıcılar
- Bina içine sızabilen insansız hava araçları
- Savaş uçaklarından atılan yüksek hassasiyetli mühimmatlar yer alıyor.
Yetkililer, bazı saldırılarda füzelerin hedeflerin hareketlerine göre uçuş sırasında yönlendirildiğini belirtiyor.
Stratejik başarı tartışmalı
Her ne kadar İsrail’in operasyonel kabiliyetinin önemli ölçüde arttığı belirtilse de, bu stratejinin uzun vadeli etkisi tartışma konusu olmaya devam ediyor.
Uzmanlara göre, öldürülen liderlerin yerini çoğu zaman daha radikal isimler alıyor ve bu durum çatışmanın şiddetini azaltmak yerine artırabiliyor.
Carnegie Uluslararası Barış Vakfı uzmanı Ariel Levite, suikastların artık taktiksel bir araçtan stratejik bir yaklaşıma dönüştüğünü belirterek, bunun riskli bir bağımlılık yarattığını ifade etti.
ABD–İsrail iş bölümü dikkat çekiyor
Haberde, ABD ile İsrail arasındaki operasyonel iş bölümüne de dikkat çekiliyor. Bir ABD’li yetkili, bu durumu “birlikte çalışıyoruz ancak hedeflerimiz farklı” sözleriyle özetledi.
ABD’nin geçmişte de benzer operasyonlar yürüttüğü hatırlatılırken, 2020 yılında Kasım Süleymani’nin öldürülmesi örnek gösterildi.
Öte yandan ABD Başkanı Donald Trump, İranlı liderlere yönelik saldırıları “ortak operasyon” olarak nitelendirdi.
Kaynak: Washington Post
Trump: “İran’da fiilen rejim değişikliği oldu”

ABD Başkanı Donald Trump, İran’a yönelik devam eden askeri operasyonların ardından ülkede “fiili bir rejim değişikliği” yaşandığını düşündüğünü söyledi.
Trump, Air Force One uçağında gazetecilere yaptığı açıklamada, İran’daki üst düzey liderliğin büyük ölçüde ortadan kaldırıldığını savunarak, “Bakarsanız bir rejim yok edildi, yıkıldı. Bu nedenle bunun bir rejim değişikliği olduğunu düşünüyorum” ifadelerini kullandı.
“Yeni liderlik farklı bir yapı”
Trump, mevcut durumda İran’da önceki yönetim yapısının çöktüğünü ve yerine daha önce uluslararası aktörlerin muhatap olmadığı yeni bir liderlik grubunun ortaya çıktığını öne sürdü. Açıklamasında, “Şu anda tamamen farklı bir grup insanla karşı karşıyayız” diyerek, bu durumu rejim değişikliği olarak değerlendirdiğini belirtti.
Bu ifadeler, Trump’ın daha önce Fox News’e verdiği röportajda dile getirdiği “liderler öldürüldü, bu da bir değişimdir” şeklindeki sözleriyle örtüşüyor.
Diplomasi kapısı açık tutuluyor
Trump, sert açıklamalarına rağmen İran ile bir anlaşma ihtimalinin hâlâ masada olduğunu vurguladı. “Onlarla bir anlaşma yapacağımızı düşünüyorum, ama yapmayabiliriz de” diyen Trump, müzakerelerin belirsizliğine dikkat çekti.
ABD’nin bir yandan diplomatik temasları sürdürürken diğer yandan askeri operasyonlara devam ettiğini belirten Trump, “İran’la müzakere ediyoruz, ancak gerektiğinde askeri güç kullanıyoruz” mesajı verdi.
Uzmanlar, Trump’ın “rejim değişikliği” tanımının klasik siyasi anlamdan farklı olduğuna dikkat çekiyor. Geleneksel olarak rejim değişikliği, yönetim sisteminin tamamen dönüşmesini ifade ederken, mevcut durumda İran’da devlet yapısının devam ettiği ancak üst düzey kadrolarda ciddi kayıplar yaşandığı değerlendiriliyor.
Bu nedenle Trump’ın açıklamaları, sahadaki askeri gelişmelerin siyasi yorumlanması olarak görülüyor ve uluslararası kamuoyunda tartışma meydana getiriyor.
Trump: “İran’daki petrolü ele geçirebiliriz, Hark Adası’nı almak kolay olur”

Donald Trump, İran’a yönelik askeri operasyonların sürdüğü bir dönemde, ülkenin petrol kaynaklarını kontrol altına alma fikrini dile getirerek, stratejik öneme sahip Hark Adası’nın “kolayca ele geçirilebileceğini” söyledi.
Financial Times’a verdiği röportajda Trump, “En çok istediğim şey İran’daki petrolü ele geçirmek” ifadelerini kullanırken, bu seçeneğin ABD içinde de tartışmalı olduğunu kabul etti. Açıklamalar, ABD’nin bölgeye binlerce asker sevk ettiği ve askeri seçenekleri genişlettiği bir dönemde geldi.
Hark Adası neden kritik?
Uzmanlara göre Hark Adası, İran ekonomisinin “kalbi” olarak görülüyor. Ada, İran’ın petrol ihracatının yaklaşık %90’ının gerçekleştirildiği ana terminal konumunda bulunuyor ve bu nedenle stratejik değeri son derece yüksek.
Trump’ın dile getirdiği senaryo, ABD’nin bu adayı kontrol altına alarak İran’ın enerji gelirlerini kesmesini ve Tahran üzerinde ekonomik baskı kurmasını hedefliyor. Ancak askeri uzmanlar, böyle bir operasyonun ciddi riskler barındırdığına dikkat çekiyor.
“Birçok seçenek var” ama risk büyük
Trump, “Belki Hark Adası’nı alırız, belki almayız. Önümüzde birçok seçenek var” diyerek kesin bir plan açıklamaktan kaçındı. Ancak bu tür bir adımın, ABD’nin bölgede uzun süre askeri varlık bulundurmasını gerektireceğini de kabul etti.
Analistlere göre, adanın ele geçirilmesi:
- ABD askerlerini İran’ın füze ve insansız hava aracı saldırılarına açık hale getirebilir
- Savaşın süresini uzatabilir
- Küresel enerji piyasalarında büyük dalgalanmalara yol açabilir.
Trump, sert söylemine rağmen ABD ile İran arasında dolaylı görüşmelerin sürdüğünü ve ilerleme kaydedildiğini de belirtti. Bu durum, Washington’un bir yandan askeri baskıyı artırırken diğer yandan diplomatik çözüm arayışını sürdürdüğünü gösteriyor.
Trump’ın “petrolü ele geçirme” ve Hark Adası’nı kontrol altına alma yönündeki açıklamaları, ABD’nin İran’a karşı yalnızca askeri değil, aynı zamanda ekonomik hedefleri de içeren daha geniş bir stratejiye yönelebileceğine işaret ediyor. Ancak uzmanlara göre bu tür bir hamle, çatışmayı sona erdirmekten çok daha geniş ve uzun süreli bir bölgesel savaşı tetikleme riski taşıyor.


