Avrupa savunma sanayii, görünürde tanklar, savaş uçakları ve füzelerle şekillense de asıl mücadele toprağın altında yaşanıyor. NATO’nun Aralık 2024’te yayımladığı 12 kritik hammadde listesi, askeri gücün artık yalnızca platform sayısıyla değil, hammadde arz güvenliğiyle de ölçüldüğünü ortaya koydu.

Savunma sanayiinde teknolojik modernizasyon hızlandıkça, bu modernizasyonun gerektirdiği nadir elementler ve özel alaşımlar da jeopolitik kırılganlık yaratıyor. Avrupa için mesele artık endüstriyel değil, doğrudan stratejik bir güvenlik sorunu.

Stratejik Hazırlığın Yeni Temeli: Tedarik Güvenliği

Günümüz jeopolitiğinde askeri güç; üretim kapasitesi, teknoloji ve hammadde güvenliğinin birleşiminden oluşuyor. NATO’nun kritik hammadde listesi, arz güvenliğini ittifakın operasyonel hazırlığının temel unsuru haline getirdi.

Ancak burada bir paradoks var: Savunma teknolojileri geliştikçe, Batı ülkelerinin rakiplerine olan hammadde bağımlılığı da artıyor. Bu durum, teknolojik üstünlüğü stratejik kırılganlığa dönüştürebiliyor.

Çin’in İşleme Hakimiyeti: Görünmeyen Tekel

Batı dünyası galyumda yüzde 94, tungstende ise yüzde 83 oranında Çin üretimine bağımlı. Ancak asıl kritik alan madencilik değil, işleme kapasitesi.

Avrupa Birliği, ağır nadir toprak elementleri (REE) ihtiyacının yüzde 100’ünü Çin’den karşılıyor.

ABD Havacılık ve Uzay Sanayii Derneği’nin 2023 tarihli değerlendirmesi tabloyu net biçimde ortaya koyuyor: “ABD, galyumda yüzde 100 net bağımlılığa sahiptir ve 1987’den bu yana ülkede birincil galyum üretimi yapılmamaktadır.”

Çin’in bu konumu yalnızca doğal rezerv avantajına dayanmıyor. Batı’nın çevresel düzenlemeler ve yüksek maliyetler nedeniyle madencilik faaliyetlerini sınırlandırması, Pekin’e stratejik bir boşluk sundu.

F-35’ten Denizaltılara: Akıllı Silahların Hammadde Açlığı

Modern savunma platformları yüksek miktarda nadir element içeriyor. Tedarik zincirindeki bir kesinti, milyarlarca dolarlık sistemleri işlevsiz hale getirebilir.

Örnekler:

  • F-35 savaş uçağı: Yaklaşık 400 kg nadir toprak elementi
  • Arleigh Burke sınıfı destroyer: 2,3 ton nadir toprak elementi
  • Virginia sınıfı denizaltı: Yaklaşık 4 ton kritik hammadde

F-35 Block 4 modernizasyonunda kullanılacak AN/APG-85 AESA radarında galyum-arsenit (GaAs) yerine galyum-nitrür (GaN) bileşenleri tercih ediliyor. Galyum arzındaki bir kesinti, uçağın radar ve ağ-merkezli harp kapasitesini doğrudan etkileyebilir.

Bu durum, kritik minerallerin modern savaşın “görünmez mühimmatı” haline geldiğini gösteriyor.

Yeşil Dönüşüm vs. Savunma Sanayii: Sıfır Toplamlı Rekabet

Avrupa’nın enerji dönüşümü hedefleri ile savunma sanayiinin ihtiyaçları aynı hammadde havuzu için rekabet ediyor.

AB projeksiyonlarına göre:

  • Nadir toprak elementlerine talep 2050’ye kadar yüzde 2666 artabilir.
  • Lityum talebinin ise 20 kattan fazla yükselmesi bekleniyor.

Elektrikli araçlar, rüzgâr türbinleri ve batarya üretimi ile mühimmat, füze sistemleri ve savaş uçakları aynı stratejik kaynaklara ihtiyaç duyuyor. Bu durum, ekonomik dönüşüm ile savunma hazırlığı arasında zor bir denge yaratıyor.

Ticaretin Silahlaşması: İhracat Kontrolleri ve “Friend-Shoring”

Çin, kritik mineralleri yalnızca ekonomik değil, jeopolitik araç olarak da kullanıyor.

  • Ağustos 2024’te antimona yönelik ihracat kısıtlamaları getirildi.
  • Aralık 2024’te ABD’ye galyum, germanyum ve antimon ihracatı yasaklandı.

Bu adımlar, “ticaretin silahlaşması” kavramını somutlaştırdı.

Avrupa ise Kritik Hammaddeler Yasası (CRMA) ile yanıt verdi. Strateji; “friend-shoring” modeli çerçevesinde Kazakistan, Grönland ve diğer alternatif tedarik merkezleriyle iş birliğini artırmayı hedefliyor.

Geri Dönüşüm Gerçeği: Kısa Vadeli Çözüm Değil

Fransa ve İspanya stratejik stoklama ve geri dönüşüm için yasal düzenlemeler yaptı. Ancak teknik kapasite sınırlı.

Avrupa’da şu an yerli titanyum süngeri üretimi bulunmuyor. Titanyum geri dönüşüm kapasitesi de oldukça düşük seviyede. Karmaşık ekstraksiyon süreçleri ve yüksek maliyetler nedeniyle geri dönüşüm, kısa vadede çözüm sunmuyor.

Bu tablo, Avrupa’yı yeni tesisler kurulana kadar dış tedarike bağımlı bırakıyor.

Titanyum ve Rusya Paradoksu

Bazı hammaddeler fiziksel özellikleri nedeniyle ikame edilemiyor. Titanyum; hafifliği, dayanıklılığı ve korozyon direnci sayesinde füze sistemleri ve hava platformları için kritik önemde.

2024 sonunda Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in uranyum, nikel ve titanyum ihracatını kısıtlama tehdidi, Avrupa’nın ambargolara rağmen Rus titanyumuna bağımlılığını gözler önüne serdi.

Lockheed Martin ile Howmet Aerospace arasındaki tedarik davası ise kritik mineral krizinin F-35 gibi programlarda üretim aksamalarına yol açabildiğini ortaya koydu.

Egemenlik Toprağın Altında

Avrupa’nın stratejik özerklik arayışı yalnızca savunma bütçelerini artırarak sağlanamaz. Gerçek güç; maden sahalarında, işleme tesislerinde ve rafinasyon altyapısında yatıyor.

Geleceğin savunma stratejistleri şu soruya yanıt aramak zorunda: Çevresel standartlardan ve mali disiplininden taviz vermeden, savunma sanayiini rakip ülkelerin hammadde ambargolarından korumak mümkün mü? Modern savaşın kaderi artık cephede değil, tedarik zincirlerinde belirleniyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here