ABD geleneksel uçak gemisi saldırı grubu (Carrier Strike Group – CSG) modelini daha esnek, ölçeklenebilir ve göreve özel kuvvet yapılarıyla tamamlamaya yönelik kapsamlı bir dönüşüm sürecini hızlandırıyor. Bu yaklaşım, hem son yıllarda Kızıldeniz ve Doğu Akdeniz’de edinilen operasyonel tecrübelerden hem de geleceğin yüksek yoğunluklu çatışma ortamına dair öngörülerden besleniyor.
Bu dönüşümün çerçevesi, Deniz Kuvvetleri’nin nasıl organize olacağını, eğiteceğini, donatacağını ve savaşacağını tanımlayan ve pazartesi günü yayımlanan yeni “Savaş Talimatları” (War Instructions) dokümanında ortaya konuldu.
“Ya Hep Ya Hiç” Yaklaşımı Yerini Modüler Kuvvetlere Bırakıyor
Deniz Kuvvetleri Operasyonları Komutanı Daryl Caudle, Donanma’nın artık tek tip ve sabit kuvvet paketleri yerine, göreve göre uyarlanabilen deniz unsurları sunmayı hedeflediğini vurguladı.
Caudle, San Diego’da düzenlenen WEST 2026 Konferansı kapsamında yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:“Bir savaş komutanının ihtiyaç duyduğu görev için, elimde farklı seçenekler olmalı. Doğru miktarda ve doğru türde kuvveti sahaya sürebilmeliyim.”
Bu yaklaşım, uçak gemisi, muhrip ve destek unsurlarının her zaman birlikte konuşlandırıldığı mevcut döngüden bilinçli bir sapma anlamına geliyor. Yeni model, kuvvetlerin normal konuşlandırma takvimleri dışında da kullanılmasına imkân tanıyarak Donanma varlıklarının daha verimli yönetilmesini amaçlıyor.
Kızıldeniz ve Akdeniz Tecrübesi: Dönüşümün Pratik Temeli
Caudle’ın bu vizyonu, sahadaki somut örneklere dayanıyor. 2023’te İsrail–Hamas çatışmasının başlamasıyla birlikte, USS Gerald R. Ford uçak gemisi saldırı grubuna ek muhripler tahsis edildi.
Bu kapsamda USS The Sullivans ve USS Delbert D. Black, Ford grubuna katılarak gemiyle birlikte konuşlandırılan mevcut destroyerlerin yükünü azalttı.
Caudle’a göre bu tür esnek kuvvet takviyeleri, Donanma’nın “özel görev kuvvetleri” yaklaşımının temelini oluşturdu ve elde edilen dersler doğrudan yeni Savaş Talimatları dokümanına yansıtıldı.
İnsansız Sistemler ve “Hedge Strategy” Yaklaşımı
Yeni doküman, Donanma’nın insansız sistemlere dayalı dengeleyici (hedge) stratejisini de net biçimde ortaya koyuyor. Bu kapsamda İnsansız Yüzey Gemileri (USV) ve İnsansız Sualtı Araçları (UUV) gibi platformların, tam teşekküllü bir uçak gemisi saldırı grubu gerektirmeyen görevlerde ön plana çıkarılması hedefleniyor.
Caudle, Ocak ayında düzenlenen Apex Defense Konferansı’nda bu yaklaşımı şu sözlerle özetlemişti:“Boğaz güvenliği, mayın temizleme, deniz iletişim hatlarının korunması, ISR veya denizaltı savaşı gibi görevler için her zaman bir saldırı grubuna ihtiyacım yok.”
Özellikle Hürmüz Boğazı gibi dar ve yüksek riskli geçitlerde, daha küçük ama görev odaklı deniz unsurlarının kullanılması, hem risk yönetimi hem de küresel kuvvet dağılımı açısından kritik görülüyor.
Deniz Piyadeleri Havacılık Planı ile Ortak Zemin
Bu dönüşüm, yalnızca Donanma ile sınırlı değil. ABD Deniz Piyadeleri tarafından açıklanan 2026 Deniz Piyadeleri Havacılık Planı, benzer bir mantıkla dağıtık, veri odaklı ve yüksek beka kabiliyetine sahip kuvvet yapısını esas alıyor.
“Project Eagle” ve Stand-in Force (SIF) konsepti çerçevesinde:
- Seferi ileri üsler,
- Dağıtık havacılık operasyonları,
- Yapay zekâ destekli bakım ve lojistik,
- F-35B/C merkezli 5. nesil hava gücü
Donanma’nın modüler deniz kuvvetleri yaklaşımıyla doğrudan tamamlayıcı bir yapı oluşturuyor.
Bu tablo, ABD’nin deniz gücünde platform merkezli caydırıcılıktan, ağ merkezli ve görev odaklı caydırıcılığa geçiş yaptığını gösteriyor.
Sonuç: Daha Az Platform, Daha Akıllı Kuvvet Kullanımı
Yeni Savaş Talimatları, Donanma’nın artık “her görev için uçak gemisi” anlayışını terk ettiğini ortaya koyuyor. Yerine Göreve özel, Ölçeklenebilir, İnsansız sistemlerle desteklenen, Ortak kuvvet yapılarıyla entegre bir deniz gücü mimarisi inşa ediliyor.
Bu dönüşüm, yalnızca operasyonel esneklik değil; aynı zamanda küresel caydırıcılığın daha sürdürülebilir ve maliyet-etkin şekilde sürdürülmesini hedefliyor.



