
CNN’in haberine göre, Riyad ile Abu Dabi arasındaki gerginlik, Suudi Arabistan Veliaht Prensi’nin Washington’a yaptığı son ziyaretle ilgili BAE’ye yanlış bilgi verilmesinden kaynaklanmış olabilir.
Amerikan basınına konuşan kaynaklara göre, Suudi Arabistan, Abu Dabi’nin, Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın Kasım ayında Beyaz Saray’a gerçekleştirdiği ziyaret sırasında, ABD Başkanı Donald Trump’tan, Sudan iç savaşında çatışan taraflara destek verdiği iddiasıyla BAE’ye yaptırım uygulanmasının talep edildiği yönünde yanlış bilgilendirildiğine inanıyor. Bu yanlış bilginin ardından, BAE’nin desteklediği ayrılıkçı Güney Geçiş Konseyi (STC) güçlerini Suudi Arabistan sınırına komşu illerde seferber ettiği düşünülüyor.
CNN’e göre Riyad, böyle bir talepte bulunmadığını açıklamak amacıyla BAE ile doğrudan temasa geçti. Ancak isminin açıklanmasını istemeyen bir BAE yetkilisi, yanlış bilgilendirme iddialarına ilişkin soruları doğrudan yanıtlamadı.
Kasım ayındaki ziyaret sırasında Başkan Trump, Suudi Veliaht Prensi’nin talebi üzerine Sudan’daki kanlı iç savaşa çözüm bulunması için ABD yönetimine müdahale talimatı verdiğini kamuoyuna açıklamıştı. Buna karşın, ne Trump’ın ne de Veliaht Prens’in açıklamalarında, ayrıca Suudi ya da Amerikan medyasında yer alan haberlerde, BAE’ye yönelik herhangi bir atıf bulunmadı.
30 Aralık’ta Suudi Arabistan, Koalisyon ile koordinasyon sağlanmadan, BAE’nin Yemen’e askeri teçhizat sevkiyatı yaptığı öne sürülen bir hedefe hava saldırısı düzenledi. Krallık ayrıca, Yemen hükümetinin BAE güçlerinin ülkeden çekilmesi yönündeki çağrısını destekledi. Abu Dabi ise bu çağrıyı kabul ederek, kararın kendi inisiyatifiyle alındığını ima eden bir açıklama yayımladı.
BAE açıklamasında, Suudi Arabistan’ın güvenliği ve egemenliğine sarsılmaz bir bağlılık vurgulanırken, Krallığı tehdit edebilecek veya bölgesel istikrarı bozabilecek her türlü eylemin reddedildiği ifade edildi.
CNN ayrıca, ayrılıkçı güçlerin geri çekilmemesi durumunda Suudi Arabistan’ın STC’yi hedef alan yeni askeri saldırılar düzenleyebileceğini aktardı. BAE’nin geçen hafta Yemen’den askerlerini çekmesinin ardından STC geri adım atma sürecine girdi; ancak Riyad ve yerel müttefiklerin yoğun askeri baskısı sonucu toprak kayıpları yaşadı. STC, bu süreçte diğer Yemenli aktörlerle diyaloğa açık olduğunu öne sürüyor.
Suudi Arabistan ise Güney Yemen meselesinin meşruiyetini defalarca dile getirerek, konunun askeri yollarla değil, müzakere masasında ele alınması gerektiğini savundu. Bu kapsamda Riyad, Güney’in ayrılma meselesinin görüşülmesi için Riyad’da diyalog çağrısı yaptı. Çağrı, Yemen hükümeti, STC dâhil çeşitli Yemenli gruplar ile çok sayıda Arap ve Müslüman ülke tarafından olumlu karşılandı.
Bu denklemde tartışmalı bir figür olarak öne çıkan isim ise STC Başkanı Aidarous Al-Zubaidi oldu. Sosyal medyada birçok Yemenli, Al-Zubaidi’nin BAE pasaportuna sahip olduğunu öne sürerek, yabancı bir gündeme hizmet ettiğini ve ülkeyi yönetmeye uygun olmadığını savundu. Bazı kullanıcılar ise, Güney Yemen’in bağımsızlığı halinde İsrail ile ilişkiler kurulmasından memnuniyet duyduğunu söylediği videoları paylaştı.
Son olarak Yemen Medya Bakanı Moammar Eryani, STC’yi doğu illerinde silah hırsızlığına ve silahların yayılmasına göz yummakla suçladı. Eryani, STC’nin kasıtlı biçimde kaos yarattığını ve “kendi siyasi çıkarları uğruna El Kaide’yi bir korkuluk olarak kullandığını” ifade etti.
CNN’in haberine göre Suudi Arabistan’ın endişeleri yalnızca Yemen ve Sudan ile sınırlı değil. Riyad’ın, BAE’nin Afrika Boynuzu ve Suriye’deki politikalarından da rahatsızlık duyduğu belirtiliyor. Suudi yönetimi, Abu Dabi’nin Dürzi topluluğunun bazı unsurlarıyla ilişkiler kurduğuna ve bu çevrelerde ayrılık tartışmalarının açıkça dile getirildiğine inanıyor.
Her ne kadar haberde doğrudan Suudi kaynaklara atıf yapılmasa da CNN’in aktardıkları; İsrail’in Somaliland’ın Somali’den ayrılmasını tanımasına, Suriye’de yeni yönetime yönelik baskı girişimlerine ve askeri yöntemlerle Güney Yemen devleti kurulmasına karşı Suudi kamuoyunda dile getirilen itirazlarla örtüşüyor.
İsrail, Abu Dabi ile yakın ilişkilerini sürdürürken, bu ilişkiler 2020 Abraham Anlaşmaları sonrasında daha da derinleşti. Suudi Arabistan ise Filistin Devleti’nin tanınması ve iki devletli çözüme yönelik geri dönüşü olmayan bir sürecin başlatılması şartıyla normalleşmeye açık olduğunu vurguluyor. Bu tutum, Veliaht Prens’in Kasım ayında Washington’a yaptığı ziyaret sırasında bir kez daha yinelendi.


