SAHA 2026 kapsamında düzenlenen “Mühimmat Teknolojilerinin Geliştirilmesi ve Yeni Nesil Füze Sistemleri” paneline katılan TÜBİTAK-SAGE Müdürü Kemal Topalömer, Türkiye’nin hava-hava füze teknolojilerinde kritik bir eşiğe ulaştığını açıkladı. TÜBİTAK-SAGE tarafından geliştirilen sıvı yakıtlı ramjet motorlu GÖKHAN füzesinin yaklaşık 4 Mach hıza ulaşması ve hedefe kadar kinetik enerjisini koruyarak “no escape zone” olarak tanımlanan kaçış alanını daraltması hedefleniyor.

TÜBİTAK-SAGE Müdürü Kemal Topalömer, ramjet motor teknolojisinin yüksek mühendislik gerektiren bir alan olduğuna dikkat çekerek, bu teknolojiyi operasyonel ürüne dönüştürebilen sınırlı sayıda ülke bulunduğunu ve Türkiye’nin de bu ligde yer aldığını ifade etti. GÖKHAN projesi, Türkiye’nin hava muharebesinde uzun menzil, yüksek hız ve sürdürülebilir enerji yönetimi alanlarında bağımsız kabiliyet kazanmasını hedefliyor.

TÜBİTAK-SAGE Müdürü Topalömer, Türkiye’nin sıvı yakıtlı ramjet motorlu hava-hava füzesi geliştirdiğini açıkladı. Topalömer, GÖKHAN projesi kapsamında geliştirilen sistemin yaklaşık 4 Mach hıza ulaşacağını ve hedefe kadar kinetik enerjisini koruyarak “no escape zone” olarak tanımlanan kaçış alanını daraltacağını belirtti.

Topalömer ayrıca ramjet teknolojisinin yüksek giriş bariyerlerine sahip olduğunu vurgulayarak, bu teknolojiyi operasyonel ürüne dönüştürebilen sınırlı sayıda ülke bulunduğunu ve Türkiye’nin de bu ülkeler arasında yer aldığını ifade etti.

Projeye paralel olarak TÜBİTAK-SAGE bünyesinde 0.2 Mach’tan 4 Mach’a kadar hem subsonik hem süpersonik testler gerçekleştirebilen gelişmiş bir rüzgar tüneli altyapısının kurulduğu bildiriliyor. Bu altyapı, Türkiye’nin ileri seviye füze teknolojilerinde tasarım, doğrulama ve test süreçlerini yerli imkanlarla yürütmesine olanak tanıyor.

Son dönemde Karabağ, Ukrayna ve Orta Doğu’daki çatışmalardan çıkarılan dersler, modern savaş doktrininde köklü bir dönüşüme işaret ediyor. Geleneksel ağır platformlara dayalı yaklaşım yerini maliyet-etkin, ağ merkezli ve yapay zekâ destekli sistemlere bırakırken, Türkiye’nin ramjet motorlu füze projeleri de bu dönüşümün kritik unsurları arasında öne çıkıyor.

Yapay zekâ destekli hava savunma sistemleri de yeni tehdit ortamında kritik bir rol oynuyor. Hipersonik hızlar ve sürü saldırıları karşısında insan karar süreçlerinin yetersiz kalması, otomasyon ve yapay zekâ entegrasyonunu zorunlu hale getiriyor. Türkiye’nin çok katmanlı hava savunma vizyonu, bu doğrultuda sensör, komuta-kontrol ve angajman sistemlerini entegre etmeyi hedefliyor.

Savunma sanayiindeki dönüşüm yalnızca askeri teknolojilerle sınırlı kalmıyor. 3D yazıcılar, kuantum hesaplama ve sivil teknolojilerden beslenen inovasyon ekosistemi, üretim süreçlerini daha esnek ve ölçeklenebilir hale getiriyor.

Modern muharebe sahasında artık belirleyici unsur, en ağır zırh veya en gelişmiş platformdan ziyade, sahayı “dijital bir sinir sistemi” gibi yönetebilme kapasitesi olarak öne çıkıyor. Ucuz insansız sistemlerin yüksek maliyetli platformları etkisiz hale getirebilmesi, maliyet asimetrisini yeni nesil çatışmaların merkezine yerleştiriyor.

Roketsan Genel Müdürü Murat İkinci, mühimmat sürdürülebilirliğine dikkat çekerek, “Bugün tüketilen yüksek teknolojili mühimmatların yerine yenilerinin konması bazen 3 ila 4 yıl sürebiliyor” ifadelerini kullanırken, bu durumun hızlı üretilebilir ve maliyet-etkin sistemlere yönelimi hızlandırdığını belirtti.

Elektronik harp kabiliyetleri de savaş alanında kritik bir rol üstleniyor. GPS sistemlerinin manipüle edilebilir hale gelmesi, bağımsız navigasyon çözümlerini zorunlu kılarken, ağ merkezli harp konsepti kapsamında mühimmatların uçuş sırasında veri alarak hedef değiştirebilmesi operasyonel esnekliği artırıyor.

Modern savaş doktrini; maliyet-etkinlik, veri odaklı operasyonlar ve ileri itki teknolojileri etrafında yeniden şekilleniyor. Türkiye’nin ramjet motorlu füze geliştirme programı ve altyapı yatırımları, bu dönüşümde stratejik bir kaldıraç olarak değerlendiriliyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here